Dert & Deva

…diye döner dünya…

Archive for the ‘Hastalıklar’ Category

Nis
01

Üç Gün Görebilseydim

Posted under Dünya, Hastalıklar

Üç Gün Görebilseydim… Helen Keller

BAZEN kendi kendime, “Herkes senede bir iki gün de olsa görme ve işitme duygularından mahrum kalsa ne olur?” diye sorarım. O zaman insanlar sahip oldukları şeylere daha çok değer verirlerdi herhalde. Belki sessizlikte seslerin insana verdiği zevki daha iyi takdir ederlerdi.

Bazen tanıdıklarıma çevrelerinde neler gördüklerini soruyorum. Geçenlerde ormanda uzun bir gezintiden dönen arkadaşıma neler gördüğünü sormuştum. Bana verdiği cevap şu oldu:

“Görülecek önemli bir şey yoktu…”

Ormanda bir saat dolaşmak ve bu süre içinde kayda değer bir şey görememek acaba mümkün olabilir mi? Ben kör olmama rağmen, sadece dokunma duyum sayesinde çok şey hissediyorum. Bir yaprağa dokunduğum zaman onun şeklini anlıyorum. Baharda tabiatın kış uykusundan uyandığının ilk işareti olan bir gonca bulmak için parmaklarımı dalların üstünde gezdiriyorum. Bazen elimi yavaşça bir ağaca dayadığım zaman, bu ağacın bir dalında öten kuşun nasıl titrediğini hisseder gibi oluyorum.

O esnada hissettiğim tüm bu şeyleri görebilmeyi bütün kalbimle arzu ediyorum. Sadece dokunma duyum bana bu kadar zevk verdiğine göre, bu güzellikleri bir de görebilseydim kim bilir neler hissederdim!

Birçok kez üç gün için görebilmem mümkün olsaydı, en çok neleri görmek isteyeceğimi düşünmüşümdür. Birinci gün, bana yaptıkları iyilik ve yardımlarıyla hayatıma değer katan insanları görmek isterdim. Bir kimseyi görüyor olmanın insanda ne gibi hisler uyandırdığını bilmiyorum. Ben sadece parmaklarımı tanıdıklarımın yüzünde dolaştırarak onların yüzünün ana hatlarını tahmin ediyorum. Dokunma duyum sayesinde, insanın yüzüne şekil veren neşe ve keder gibi duyguları da hissedebiliyorum. Yakın arkadaşlarımı da sadece onlara dokunarak tanıyabiliyorum.

Gözü görenler için, bir kimsenin yüz ifadesini, bir adalesini veya elinin titremesini görerek onun başlıca özelliklerini belirlemek ne kadar kolaydır. Fakat acaba bu kişiler gözlerini, arkadaşlarının kalbini anlamak yolunda da kullanırlar mı? İnsanların çoğunun, arkadaşlarının yalnız yüzünün ana hatlarını şöyle bir hatırında tuttukları doğru değil midir? Siz, en iyi beş arkadaşınızın yüzünü detaylarıyla birlikte tarif edebilir misiniz?

Üç gün görebilseydim, kim bilir nelere şahit olurdum!

İlk gün en sevdiğim arkadaşlarımı eve çağırıp yüzlerine uzun uzun bakar ve ahlâklarının güzelliğini çehrelerinde okumaya çalışırdım. Daha sonra bakışlarımı yeni doğmuş bir çocuğun yüzünde gezdirir ve onun masum güzelliğinden bir hisse alırdım.

Öğleden sonra ormanda bir gezinti yapar ve tabiatın ilâhî güzelliklerini seyrederdim. Sonra o akşam güneşin batışının her zamankinden daha muhteşem olması için Allah’a yalvarırdım. O gece hiç şüphesiz gözlerimi hiç kapamazdım.

İkinci gün erkenden kalkar ve şafağı seyrederdim. Günün geri kalan kısmını, dünyayı seyretmek için kullanırdım. İnsanlığın katettiği terakkiyi görmek için de müzeleri ziyaret ederdim. Özellikle güzel sanatlar müzesini gezer ve sanat eserlerinde insanların ruhunu görmeye çalışırdım. Ama bilhassa zamanımın çoğunu tabiattaki sanat eserlerini incelemeye sarfederdim hiç tereddüt etmeden. Çünkü onlar, ilâhî sanatın en muhteşem ve taklit edilemez örnekleridir.

Üçüncü güne kavuşunca hiç kuşku yok yine sabahleyin erkenden kalkıp şafağı selâmlardım. Sonra her gün işlerine giden insanları tetkik etmekle geçirirdim. Önce, sokağın kalabalık bir köşesinde durur ve gelip geçen insanların yüz ifadelerini okumaya çalışırdım. Herkesin neşeli olduğunu ve gülümsediğini görünce mutlu olur, herkesin yüzünden iradelerinin kuvvetini sezince sevinir, keder ifadesi görünce ise onlara karşı merhamet hissi duyardım.

Ardından şehrin ana caddelerini dolaşırdım. Herkesi ve her şeyi ayrı ayrı görmektense, renkleri ve şekilleri karmakarışık bir hayal tarzında görmeye çalışırdım. Giyilen elbiselerin sergilediği renk mucizesine hiç bıkmadan bakardım. Elbise modellerine bakmaktansa, renklerin sergilediği ahenge dikkat kesilirdim.

Ana caddeden ayrıldıktan sonra şehrin fakir mahallelerini, fabrikaları ve çocukların oynadığı parkları dolaşırdım. Etraftaki saadet veya sefalet ifadelerini görmek, çalışan ve yaşayan insanları daha iyi anlamak için gözlerimi dört açardım. Üçüncü günün geriye kalan son birkaç saatinde yapabileceğim çok önemli ve ciddi işler olmasına rağmen, ben yine gece yarısı muhtemelen uzayın sonsuzluğuna vurulur kalırdım.

Gayet doğal olarak, bu kısa üç gün boyunca yine her istediğimi görmüş olmazdım. Fakat hiç olmazsa görme duyumu tekrar kaybedince neleri kaçırmış olduğumu anlamış olurdum.

İnsan bir süre sonra kör olacağını bilse herhalde geri kalan zamanını çok daha başka kullanırdı. Ama bir kez bu akibeti yaşamış olanlar gözlerinden tam manasıyla faydalanmayı bilirler. Gördükleri her şey, kendilerince bambaşka bir değer kazanırdı. İşte o zaman hakikaten görmeyi öğrenmiş olurlar ve yepyeni bir güzellik dünyasının önlerine serildiğini anlarlardı.

Son olarak gözleri görmeyen ben, gören insanlara şunu tavsiye edeceğim: Ertesi gün sanki kör olacağınızı biliyormuşsunuz gibi kullanın gözlerinizi. Elbette diğer hislerinizi de ihmal etmeden… Seslerin mûsikisini, kuşların ötüş ve âhengini, birazdan sağır olacakmışsınız gibi dikkatle dinleyin. Ertesi gün dokunma duyunuz elinizden alınacakmış gibi, eşyaya sevgiyle dokunun. Çiçekleri koklayın, yediklerinizin lezzetini damaklarınızda hissedin. Duyularınızdan mümkün olduğu kadar istifade edin. Allah’ın size bağışladığı nimetler sayesinde dünyanın güzelliğini fark etmeye çalışın.

Fakat ben yine de görmenin diğer duyulardan daha değerli olduğunu düşünüyorum.

Mar
02

Myasthenia Gravis

Posted under Hastalıklar

çoğunun adını daha önce duymadığı bu hastalıkla ben 3 sene önce tanıştım…

bütün hastalıklarda olduğu gibi moral ve çevrenin desteği çok önemli…

umutlarınızdan ve hayallerinizden asla vazgeçmeyin!

Hastalıklar veya musibetler bedeninizi yavaşlatabilir veya duraklatabilir ama hiçbir şey en azından hayallerinizi, dileklerinizi, duygularınızı durdurmamalıdır.

Myasthenia Gravis nedir?

Myasthenia Gravis (MG), Yunanca ve Latince kelimelerdir ve siddetli kas zayifligi anlamina gelmektedir. MG otoimmun (kendi dokusundaki antijenleri yabanci madde gibi görerek antikor üreten) bir hastaliktir.

MG’de en karakteristik özellik istemli kaslarin hareketlerindeki zayiflama ve azalmadir. Istemli kaslardan göz kapaklarinin hareketini saglayanlar; konusma, çigneme, yutkunma, öksürme ve yüz ifadesine yardimci olan kas gruplari en sik olarak etkilenenlerdir. Istemsiz kalp kaslarinin, bagirsaklarimizdaki düz kas gruplarinin, kan damarlari ve uterusun MG ile ilgisi yoktur. Istemli kaslarimiz beynimizden kaynaklanan sinir uyarimlari ile kontrol edilirler. Bu sinir uyarimlari beyinden kaslara uzun bir seyahat sonrasinda kas liflerine ulasir. Sinir uçlariyla kas liflerininin birlesiminde özel bir nokta var olup bu noktaya nöromuskuler baglanti adi verilir. Beyinden sinir uçlarina iletim tamamlaninca asetilkolin adi verilen bir kimyasal salgilanir. Asetilkolin nöromuskuler baglanti noktasindan lifler boyunca pekçok reseptörle bulusacagi noktalara seyahat eder. Asetilkolin yeterince reseptörü uyararak aktif hale getirdiginde ise istemli kaslarin hareketini yapmasi saglanir. MG de bu reseptörlerin oraninda % 80 azalma olur. Bu azalma ise vücudun asetilkolin’i yabanci madde olarak tanimlayip antikorlar üretip reseptörleri yikimlamasindan kaynaklanir. Antikorlar bagisiklik sisteminde çok önemli yer tutan protein yapisinda maddelerdir. Normal olarak vucuda yabanci olan ve antijen adi verilen protein gruplarina saldirarak etkin olurlar. Bakteriler ve viruslar bu grup yabanci maddelere örnektir. Iste tam da anlasilamayan nedenlerle MG de nöromuskuler baglantilarin reseptörlerine karsi antikorlar üretilir. MG’li hastalarin çogunda bu antikorlar kanda kolayca bulunabilmektedir. Antikorlar ise vucudun yeniden bu reseptörleri üretmesinden çok daha kisa sürede onlari tahrip etmektedir ve bu yüzden de asetilkolin kaslari aktive edecek firsati bulamamakta kas zayifligiyla karakterize MG ortaya çikmaktadir.

MG nöromuskuler iletim bozukluklarinin en önemli olanlarindan birtanesi olup sonradan kazanilmis bir hastaliktir ve sadece bazi vakalarda genetik baglantilar görülmüstür.

Hastalikla ilgili ülkemizde tam bir istatistiki deger bulunmamaktadir. Ancak ABD’ de yaklasik olarak her 100.000 kisiden 14 kiside oldugu ve toplam 36.000 kiside bu hastaligin varligi bilinmektedir.

Read the rest of this entry »